İki hafta içinde iki ölüm, cenaze evlerindeki hüzün, mezarlık ziyaretleri, bağrını açmış ölüsünü bekleyen kazılmış mezarları görmek beni çok sarstı. İki haftadır bir tuhafım. Ölümü daha çok düşünür oldum ister istemez... Bir hüzün var üstümde ya hayırlısı. Umarım toparlanırım en kısa zamanda...
OTUZBEŞ YAŞ
Yaş otuz beş;
Yolun yarısı eder,
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher.
Yalvarmak yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
***
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman gözükürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
***
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerede o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
***
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hayata beraber başladığımız,
Hatırası bile yabancı gelir.
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
***
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
***
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze?
Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Cahit Sıtkı Tarancı
0 yorum:
Yorum Gönder