9 gün, 8 gece süren tatilimizin sonunda birazda zorakide olsa tilki misali döndük kürkçü dükkanımıza. Yetmedi bu 9 gün desem bilmem biraz yüzsüzlük yapmış olurmuyum. 1500 km. yi tepip geldik.
İlk durağımız Denizli'nin Karabayır köyünün Ceviz mahallesiydi. Uzun bir yolculuktan sonra tepeler dağlar aşaraktan geldik buraya. Bir dağ köyü. Ama yemyeşil ve insanları sımsıcak. Burada bir gece kaldık eşimin arkadaşının düğünü münasebetiyle. Ben nasıl bir evle karşılaşıcam derken güneş enerjisi ve uydulu televizyonu olan bir evle karşılaştım. Esma'yı üşütmemek için düğünün hiçbir evresine katılmadan 1 günü burada geçirdim. Kuzine başında pek güzel oldu sıcacık.

Pazar günü gelin almadan sonra saat 5 gibi 2. durağımız olan Fethiye'ye doğru yola çıktık. Daha önce internetten birkaç otel ismi ve adresi almıştık yanımıza hangisini beğenirsek kalırız demiş rezervasyon yaptırmamıştık ve ilk girdiğimiz otel Mimoza Otelde kalmaya karar verdik. 402 nolu oda hiç unutmam. Çok güzeldi. Deniz ayaklarımızın altındaydı sanki. Yattığımız yerden bile seyredebiliyorduk denizi. Hayran kaldık. 2 gün kalacaktık sözde 3 güne çıkarttık. Pazartesi günü Fethiye'nin merkezine indik,Fethiye'yi keşfettik. Salı günü ise Ölüdeniz keşfindeydik. Ölüdeniz mükemmel bir koy. Cennetten bir köşe sanki. Kıyıda balıklar ve ördekler yüzüyor. İnsanlar yüzerken onlara eşlik ediyorlar. Yeşilliklerle maviliklerin buluştuğu mükemmel bir yer burası. 




Çarşamba günü Fethiye'den 3. durağımız olan Kumluca'ya doğru yola çıktık. Tabii giderkende Kalkan, Kaputaş Plajı, Kaş, Kekova, Finike ve Demre 'yi de görmüş olduk. Kaputaş Plajını vede Kekova'yı çok sevdim. Kaputaş Plajı sanki okyanustan bir parça alıp getirip kayalıklar arasına yerleştirilmiş gibi bir yer. Çok temiz, turkuaz renginde müthiş bir denizi var. Kekova'da aslında bir ada. Tarihi bir yer. Biz tabii adaya geçemedik karşıdan seyrettik. Sessiz, sakin mükemmel bir yer. Dediğim gibi sadece gördük aslında heryeri detaylı gezemedik. Nasip olursa Esma biraz daha büyüyünce daha detaylı olarak gezmek istiyoruz. Akşam 8 civarında Kumluca'ya geldik. Poşet şehir diyor eşim oraya. Yerleşim yerinden çok sera var. Her yer cam yada naylon seralarla kaplı. Zaten uydu fotoğraflarından bakıldığında sadece camdan bir yermiş izlenimi veriyor. Ertesi gün biber seralarını gezdik. Sauna gibi içleri. İnsan zor nefes alıyor. Allah kolaylık versin çalışanlara. Zor iş ama parası iyi anlaşılan. Evler, arabalar, altınlar gani gani maşallah. Bizde düğünlere giderken götürülen küçük altın felsefesi orada direk bileziğe tekabül ediyormuş ve gelinler düğün sonunda bir 15-20 kilo kadar alıyorlarmış. Gelmişken bir kuma alalım dedim eşime,altınları alır geri yollarız kızı dedim ama kabul etmedi ;) Neyse öğleden sonrada denizle ağaçların buluştuğu bir alana pikniğe gittik. Orman havası ve deniz havasını aynı anda ciğerlere çekmek insana ayrı bir haz veriyormuş canımmm :) 





Cuma günü Kumluca'dan yolculuğumuzun 4. durağı olan Manavgat'a doğru yola çıktık. Fakat Manavgat'a gitmeden önce Antalya'ya uğrayıp 6 sene önce mezun olan kocacığımın diplomasını almamız gerekiyordu. Diplomayı aldıktan sonra eşim bana öğrenciyken kaldığı evleri gösterdi, daha sonrada kısa bir şehir turunun ardından Manavgat'a doğru yola çıktık. Eşimin arkadaşında kaldık bir gece. Sabah Cevdet'in çalıştığı otele geldik. Burada kahvaltı ve öğlen yemeği işlerini hallettikten sonra Titreyengöl ve Side'yi gezdik. 
Artık yolculuğumuzun sonlarına gelmiştik. Cumartesi 5. ve son durağımız olan Isparta'ya doğru yola çıktık. Antalya - Isparta arası Cennetten kopma bir yer daha var. Kurşunlu Şelalesi. Önünden geçipte uğramamak olmaz deyip orayıda gezmeye karar verdik. Balıkları, şelaleleri, ağaçları ve yeşilin her tonuyla bizi adeta büyüledi burası.
Akşam 9 gibi vardık Isparta 'ya. Buradaki akraba ziyaretlerimizi de yapıp bir gece kaldıktan sonra nihayet Pazar günü istemeyerekte olsa Eskişehir'e doğru yollandık. Ve akşam 12 gibi turumuzu tamamlayıp evimize geldik.Çok yoğun, çok güzel, çok zevkli bir tatil oldu bize. Çok şükür Esmamızıda hasta etmeden geldik. Allah devamını nasip etsin inşallah. Vakti zamanında İletişim Fakültesinde okuyupta televizyon programcısı olmadığım için kendime kızıp durdum. Bir "Acun'e Firarda" programıda ben yapsaymışım tam benlik bir iş valla.
Ha bu arada. ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES..... Eskişehirspor 'umuzda nihayet 1. ligde. Buradan hemşerilerime başarılar diliyorum. Ve seneye diyorum ki: "AŞKIM BENİ DE MAÇA GÖTÜR."

3 yorum:
havaya bak havaya:))
gezen var gezemeyen var kızıımmm:)
iyi ki bi kocası varmış hıhh:))
süpermiş valla...Kuzum bebeişle nasıl gittiniz çok merak ettim,zor olmadımı lütfen bunu bana yaz.Ben çok korkuyorum bu yaz tatile nasıl gideriz kelebeğimle diye.Bide ben emzirmiyorum,çalışıyorum ve sütüm gitti hep mamaya dayandık.Gittiğimiz yerlerde acıkır,sıcak su hemen bulamam mama için diye panik yapıyorum :(
Sen emziriyormuydun ozaman vala hayret ettim,minicik bebeişle ne zor..
Sevgili Eslemce senin bu korkularını bende yaşamıştım. Ay çocuğu üşütürmüyüm, hava değişikliği hasta edermi diye. Çünkü bu tatile çıktığımız zaman kızım daha 3,5 aylıktı. Ama allaha şükür korkularımızın hiçbir olmadı. Ben 21 aya kadar emzirdim belkide onun rahatlığıda vardı. Çünkü arabanın arkasını küçük bir odaya dönüştürüp kızıma yatması için bir yer yapmıştık. Oyuncaklarla biraz oynuyor, enmiyor ve uyuyordu. Geçen senede gittik tatile. O zamanda çok güzel geçti. Ben yanıma termosla sıcak su almıştım lazım olur diye. Mama için o şekilde yapabilirsin. Yada her benzin istasyonunda sıcak su var rahatlıkla bulabilirsin. Bence tatile gönül rahatlığıyla çık hiç pişman olmazsın.
Yorum Gönder